
Dün kaldığımız yerden devam ediyorum. Yarım bırakma sebebim; gelişmelerin bugüne sarkmasıydı. Taze haber verme amacındayım yani. Niyetim yazı dizisi yapmak değil…Macera oldu gerçekten. Eğlenceli ve eğitici bir macera. Yabancısı olduğum araba alım satım piyasasının renkli simalarını tanıma fırsatım oluştu. Hele bir Osman abi tanıdım ki evlere şenlik! Sırf can sıkıntınızı gidermek için bile bir çay içimliğine uğrayabileceğiniz bir şahsiyet…
Bodrum’da fiyatı makul, modeli yeni, üstelik rengi kan kırmızısı bir araba buldum. Kocama arattırdım. Ön görüşmede aracın gerçek durumuna ilişik bilgiler konuşulur. Harbi alıcı belli eder kendini. Bizimki olanca nezaketiyle “oluru ne?” diye sordu. Adam ne desin, “ beş yüzünü almayayım.” demiş. Kendi aramızda da “pazarlık gücü kimin daha yüksek” rekabeti var. Satıcıları ayrı ayrı arıyoruz. İlanda “ihtiyaçtan acil satılık” diyordu. Aradım aynı adamı, “ihtiyaçtan acil alıcıyım.” dedim. Bin beşyüz liralık bir indirime ses etmedi. Satıcının embesil biri mi yoksa mikrofonik sesimden etkilenen çapkın bir otel müdürü mü olduğunu kestiremedim. Kafam bulandı… Alıcı ruhu ne acaip bir şey…Pazarlık yaptırmasa, indirmiyor diye almayacağım. Bunun gibi ciddi bir indirim yapınca da “kesin var bir katakullisi” diye yine almayacağım...Vazgeçtik tabii. İlk defa ikinci el otomobil alıyorum. Gönlüme sinmeden hayatta yanaşmam direksiyonuna.
İzmir’de, Aydın’da, Denizli’de dizel arabalara kıran girdi sanki. Bir türlü oturmuyor taşlar yerine. Fiyatı artıysa modeli eksi, modeli uygunsa kilometresi fazla. Bütünü artı olanların da ya az önce satılmış ya da minik kazalı! araçlar olduğunu öğreniyoruz. Gardımız düşüyor bulamadıkça. Öte yandan acil de lazım. Ne yapıp edip almalıyız bir tane dört tekerlek. Nihayet Bodrum’dakini görmeye karar kıldık. Memlekette alınacak tek araç o kalmıştı zira…
Bazen sağ omzumdaki melek fısıldar kulağıma. Tam soldakine uymuşken alıkoyar yolumdan. Yine öyle oldu… “ Muğla’ya bak, Muğla’ya bak…” Şaka değil vallahi. Kapıdan dönüp bilgisayarı açtım yeniden. Model, fiyat aralığı ve ile de bizim burayı yazdım. Bir tanecik çıkıverdi karşıma. Telefon görüşmesinin ardından bakmaya gittik ki karşı komşunun aracı! Bu da şaka değil…Hayat, inanılmaz tesadüflerle dolu gerçekten. Galeriye satmış adamcağız. Ne bilsin bizim öyle bir şey aradığımızı.
Biz o galeriye giderken yol üstündeki açık oto pazarına da bakalım da öyle geçelim oraya dedik. Sebze pazarı gibi. Patlıcan biber yerine burada Doblo, Land Rover, Sorento falan var. Seç beğen al! Sora sora geziyorsun. Müthiş keyifli. Öyle bir atmosfer var ki hani almadan çıkarsan ayıp etmiş olursun gibi bir duyguya kapılıyorsun. Bizimki son bir piyasa kolaçanı, yoksa prensipte anlaştığımız araba bizi bekliyor. Tok takılıyoruz…Laf olsun diye ederini sorduğum bir arabanın etrafında gezerken ne göreyim; elinde orağıyla Azrail resmi yapıştırılmış cama. “Bu resimle nasıl satacaksınız bunu?” dedim. Meğer fark etmemişlermiş. Söktüler hemen. Ayrıntıları konuşalım diye neredeyse kolumuzdan sürüklenerek içeri götürüldük. Büro masasında sefer tasları içindeki yemeklerini yiyen Osman abi buyur etti bizi sofrasına. Sanırsınız ki yıllardır tanışıklığımız var. Çay? Yemek? Tost? Soğuk bişey? “ Daha alış veriş etmedik, ne yemeği, kem küm…” Mümkünü yok, muhabbet kesilmiyor. Kurtuluşumuzun çaresi bankadan parayı alıp geliyoruz demek gibi geldi. Öylesine bir ısrar ve yakınlık var ki anlatamam. Aheste bir tempoyla bitirdi mamalarını. Çıktık “ilgilendiğimiz” aracın yanına. Şurası kopmuş” diyorsun, “ olur, olur araba bu.” “Burası değişmiş” diyorsun, “olur olur, araba bu.” “Döşemeleri yırtık!” “ Ablacığım araba bu, yırtılacak tabii.” “Osman abi sanki boya da atılmış buna, orijinal değil?” “ Olur olur, araba bu ya…” “ Kilometresi de çok, epey yorgun görünüyor. “ Saydığımız bütün arızaları normal karşılayışını hayretle izliyoruz. Öteki tarafta bekleniyoruz diye kaçış planını soktuk devreye. “ Bir kartını alalım da haberleşiriz.” Dedik. Osman abi hala çay, kahve soruyordu arkamızdan…
Sonuçta piyasanın gözünü çıkarıp her akşam bizim yolun karşısına park eden aracı aldık. İnşallah hayırlı uğurlu gelir de arazideki iş bitince yine karşı komşulardan birine satarız…
YASEMİN HALLEDER