
Sadece tek bir mesleğe “kutsal” denmiş. Öğrencinin ömrü boyunca saygı duyduğu, unutamadığı öğretmenlerinin yaptığı iş “ kutsal” olmuş. Onların adları soy isimleriyle anımsanmış. İz bırakmışlar derinlerde. Hatıra geldikçe sevgiyle yad edilmişler. İllaki de beşe kadar okutan sınıf öğretmeni; onun hep ayrıcalığı olmuş benimsemek adına. Hala saygınlığını koruyanları tenzih ederek biraz kötü kelamımın olduğunu söylemeliyim. Tamam, belki haklısınız; kem söz sahibine aittir ama birisi ara ara “ Kral çıplak” demeli. Demeli ki utananlar, üstüne alınanlar olsun.
Arkadaşımın biri tembel biri çalışkan iki çocuğu var. Çalışkan olanla iftihar ediyorlar. Her fırsatta okula gidiyorlar, gülümseyerek ayrılıyorlar. Öğretmenler tarafından “iyi ebeveyn” olarak onurlandırılmak hoşlarına gidiyor. Hatta moralleri bozukken sırf keyifleri yerine gelsin diye “durum sormaya” gidiyorlar. Ana-babalık egoları şişirilmiş vaziyette bütün haftayı tepe noktasında yaşıyorlar. Kızları sınavlar kazanarak dershanelerde beleşe okuma hakkı kazandı. İyi reklam yapar diye müdürler kapıda kuyruk oldu falan.Sonuçta bu kız burslu okur iyi bir üniversitede. Hiç dert ettikleri yok.
Onlara saçlarını yoldurtan bir de oğulları var. Seneye ÖSS kıskacına girecek olması umurunda bile değil. Sanırım öyle hevesi de yok. Lise bitsin de bir elektrikçinin yanında çalışayım düşüncesinde. Gelgelelim lise nasıl bitecek?...Bakın anlatacaklarımda hiç abartı yok. Bire bir yaşanmış olaylar ve gerçek kişilerden söz ediyorum. Yani hayatımızın canlı bir kesiti… Ailenin maddi durumu iyi. Tek şanssızlıkları; okumayla arası iyi olmayan bir oğullarının oluşu. Ele güne karşı liseyi bitirtme derdindeler. Bütün yıl haylazlık yapan öğrenciye sene sonu yaklaşırken bir ilgi, alaka peydah oluyor. Öğretmenler babayla rakı masasında sohbet sevdasına yakalanıyorlar. Bir kurumda müdür olan babaya “hadi bu akşam kafaları çekelim mi müdür bey?” şeklinde teklifler geliyor.Hepsi değil tabii ki. Sadece kırık notu olan beş dersin hocalarında var bu telaş. Mevsimlerden bahar ve karneye kalan iki ayı göz önüne alırsak hallerinde bir anormallik yok. Bir an önce babayı alevlendirmeleri gerek. “Oğlunuz sınıfta kalacak eğer özel ders almazsa! “ Sihirli cümle tam olarak bu. Baba bu, eşek değil ya! Anlıyor vaziyetin mealini; “ Mümkünse siz verseniz dersi? Hani dersine giriyorsunuz, tanıyor sizi…” Aman efendim, ne demek? Görev aşkıyla yanıp tutuşan bir muallime sorulacak soru mu bu şimdi? Elbette ders de verilir, sınıf da geçirilir…
Geçen yıl iki bin lira kadar bir para ödediler. Zayıf olan derslerin sınav cevaplarını ezberleyerek yirmiden yukarı not almayan öğrenci üç günde “alim” olup 98 aldı. Ben de şaşırdım; “ madem soruları vermiş, sen de hepsini ezberlediğin gibi yazmışsın niye 100 almadın?” dedim. Dikkat çekermiş!!!! Başka bir okuldaki komşumun kızına da aynı işlem uygulanınca anladım ki sistem böyle işliyor. Maaşı yetmeyen öğretmen zengin aileye takıyor çelmeyi. Özel dersle moron talebeden dahi yaratıyor haftasına. Sonra da devlet okullarından “paralı mezunlarımız” dağılıyor yurdun dört bir yanına. Okumayan, genel kültürü zayıf, yalan ve üç kağıtla günü kurtaran nesiller yetişiyor. Biz de saf saf üzülüyoruz bu gençlik neden okumuyor, neden intihar ediyor, neden uyuşturucu kullanıyor, neden çeteleşiyor, neden silahlanıyor diye….
YASEMİN TAŞLARI DÖKER